BİRLİK VE BERABERLİĞE OLAN İHTİYACIMIZ


Bir saadet güneşi olarak doğan İslamiyet, renkleri dilleri ve kökenleri ayrı olan insanları aynı inanç etrafında birleştirmiş, kin ve düşmanlıkları ortadan kaldırarak, dünyamıza, insanlığa gerçek anlamda huzur ve barışı getirmiştir. Esasen İslam kelimesinin bir anlamı da “Barıştır” . Bu sebeple Müslüman huzur ve barış içinde yaşayan insan demektir. Huzur ve barış içinde olmak; birlik ve beraberliğimizi pekiştirmekle mümkündür.

Milletleri yaşatan, ilerleten ve yükselten si­hirli kuvvet birlik ve beraberlikleridir. Milletimizin ilerlemezi, yükselmesi de, bizlerin birlik ve beraberlik içinde bulunmamıza bağlıdır. Birliğin olmadığı yerde dağılma, parçalanıp bölün­me, kin, nefret ve düşmanlık vardır. İşte bu birlik ruhu içinde hareket eden atalarımız, tarih boyunca büyük işler başarmış, vatanımıza ve milletimize yönelen tehlikeleri bu sayede etkisiz hale getirmişlerdir.

Cenab-ı Hak Al-i İmran suresinin 103 ncü Aye­tinde: "Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın, Allah'ın size olan nimetini anın. Düşmandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da Onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi ondan kurtardı. Allah, hi­dayete erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar." buyuruyor. Enfal sûresinin 102 nci Ayetinde ise: "Allah'a ve Peygamberine itaat edin, çekişmeyin, yoksa (korkar) başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğ­rusu Allah sabredenlerle beraberdir." buyura­rak birliğin önemini, düşmanlığın, çekişmenin ve dağılıp parçalanmanın tehlikelerini bizlere beyan etmiştir.

Bugün, bizleri savaş alanlarında yenemeyen ve bizimle bir daha savaşmayı göze alamayan şer güçler, çirkin emellerine ulaşabilmek için, ülke içinde her türlü fitne ve fesat tohumları ekerek, milletimizi içten çökertmeye çalışmaktadırlar.

Tarih şahittir ki, inançları sarsılmış, dinî ve millî değerleri yıkılmış, birlik ve beraberliği yok olmuş milletlerin ayakta durduğu görülmemiştir. O halde aynı imanı taşıyan, aynı dine inanan, aynı Kur’an-ı okuyan aynı kıbleye yönelen ve aynı Peygamberin yolundan giden biz  Müslümanlar, Millet olarak birlik içinde olmalıyız. Bu sadece millî bir görev değil, aynı zamanda çok büyük dinî bir sorumluluktur.
Son günlerde yapılan menfur saldırılar, toplumda barış ve huzuru, karşılıklı saygı ve hoşgörüyü yaşatmak ve geliştirmek için herkesin üzerine düşeni yapmaya çalıştığı bir dönemde, hepimizi bir kez daha derinden sarsmış ve üzüntüye sevk etmiştir.

Bütün ilahi dinlere ve bizim de inancımıza göre bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibi ağır bir günah ve vebal olup, masum insanları hedef alan saldırılar hangi değer ve kutsal adına, hangi amaçla işlenirse işlensin dine ve insanlığın birlikte geliştirmeye çalıştığı ortak değerlere en açık ihanettir. Masum insanlara yönelik bu cinayetlerin dini, milli, felsefi ve insani hiç bir gerekçesi olamaz. Elem verici bu tür menfur saldırıların ülkemizin iç huzurunu olumsuz etkilemenin menfur bir unsuru haline geliyor olması, endişemizi ve üzüntümüzü bir kat daha arttırmaktadır.

Büyük milletimizin tarihi boyunca elde ettiği şanlı zaferlerin, ortaya koyduğu kahramanlık destanlarının, kurduğu medeniyetlerin, dünyaya ışık olacak nitelikte geliştirdiği kültürlerin temelinde hiç şüphesiz fertleri arasında gerçekleştirdiği birlik ve kardeşlik ruhu yatmaktadır

Savaşta ve barışta, hep aynı ruh ayakta tutulmuş, birliğimizi bozan çeşitli olaylardan kaçınılmıştır Yüce Allah’ın (cc) “Mü’minler ancak kardeştir” (Hucurat; 49/10) emrine gönülden bağlanmış olan atalarımız, bütün Müslümanları kardeş bilmiş ve aralarında hiçbir ayrım yapmamıştır İşte asırlar boyunca milletimize hâkim olan ruh, bu ruh olmuştur.

Birlikte kılınan namazlarda her rekâtta okunan Fatiha Suresi'nde 'ben' diye dua edilmez 'biz' diye dua edilir. Artık benden geçip bize yükselebilen, biz idrakinde bir toplum olmamıza ihtiyaç vardır. 'Öteki' kavramını sözlüğümüzden silip, yanı başımızdaki ve uzağımızdaki herkesi bizim bir parçamız olarak görmeye ihtiyaç vardır. 'Hepimiz Âdem’in çocuklarıyız, hepimiz topraktanız'. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sav) bu veciz sözleri aslında bütün insanlığın kaderini ve ufkunu çiziyor.

Tarihi boyunca hürriyeti ve dini uğruna bir­likte mücadele vermiş bir milletin torunları olan bizler, birbirimizde gördüğümüz bazı kusur ve eksiklikler nedeniyle yekdiğerimize; darılmayalım, ayrılığa düşmeyelim, bir­birimizin eksiğini giderip kusurunu görmeyelim. Kusursuz ve noksansız insan bulunamayacağı­nı daima hatırımızda tutalım. Kendimizin de mükemmel bir insan olmadığımızı, kusurlarla dolu olduğumuzu, kendimize göre iyi bulduğu­muz ve beğendiğimiz bir hareketin başkası ta­rafından beğenilmeyebileceğini kabul edelim.

Tekrar vurgulamak gerekir ki, Bize emanet olarak verilmiş bir dünyayı fitne ve fesatla, isyan ve zorbalıkla yaşanılamaz hale getirmek sadece insanlığa karşı suç değil, aynı zamanda ilahi vahiyden ve rahmet elçisi bütün peygamberlerin getirdiği güzelliklerden de mahrum kalmaktır.

Her vesileyle ifade ettiğimiz gibi, bu saldırıların arkasında hangi amaçla olursa olsun, kim ya da kimler varsa unutmamalıdırlar ki, eninde sonunda bir masumun öldürülmesinin bütün insanlığın öldürülmesine denk olduğunu ilan eden Yüce Allah'ın şaşmaz adaleti karşısında hak ettikleri cezayı bulacaklardır.

  

Niyazi ERSOY
Mersin Müftüsü